Nis 27

Padişahın birgün canı sıkılır vezirine küfretmek istediğini söyler.
Vezirde Nam-ı Kemal adında birini tanıdığını ve çok küfürbaz olduğunu anlatır. Padişah Nam-ı Kemal’i çok merak etmişti.
Vezirine emir vererek Nam-ı Kemal’i çağırır.

Nam-ı Kemal geldikten sonra Padişah :
- Çıkma yemiş ağacına koparma dalını malını
Nam-ı Kemal hemen :
- Düşersen aşağı görürsün ananın *mını.

Padişah bu küfür karşısında çok sinirlenir ve Nam-ı Kemal’i zindana atar. Aradan birsüre geçtikten sonra Padişahın canı tekrar sıkılır.

Vezirine Nam-ı Kemal’i çağırmasını ve Divanı topladıktan sonra Nam-ı Kemal’in küfür edemeyeceğini söyler.

Nam-ı Kemal gelir. Padişah :
- Gittim karadenize tuttum bir alabalık.
Namık Kemal :
- *ikerdim ananı ama etraf kalabalık.

Nis 27

atematik: Oğlum, senin o kafanı 5`e böler, y=3×4 bağlantısına göre vücudunu eklemlere ayırırım.

Biyoloji: Çocuğum senin DNA yapını bozar,hücrelerindeki mitokondrileri yok ederek enerjisiz bırakırım, terliksi hayvana dönersin ona göre.

Tarih: Bana bakın! Deli İbrahim`in torunları, sizi Ankara Savaşı`ndan çıkmış Beyazıt`a çeviririm. Hüdavendigar sizi kurtaramaz, bilmiş olasınız.

Resim: Çenesi fazla düşeni tahtaya kaldırır, modellik yaptırırım.

Coğrafya: Oğlum, yörüngeden çıkma! Yoksa seni enlem ve boylamlarına ayırır, 26-45 doğu meridyenine sürer ve akabinde 6,5 şiddetinde bir şamar patlatırım kafanda oluşacak fay hattından sen sorumlusun.

Edebiyat: Hiç mübalağa etmiyorum. Seni edebi bir parça olarak parçalar, bir güzel gazelini okurum.

Kimya: Bakın! Kafamı bozmayın! Sizi atomlarınıza ayırır, oksijen yerine sözlüde iyot yuttururum. Hasan 2 Salak Osman 4`e dönersiniz.

Beden Eğitimi: Bak nasıl konuşuyor hala! Bakın şimdi size kulağı amuda kalkmış öğrenci göstereceğim.

Müzik: Biraz daha konuşmaya devam ederseniz, saz sapıyla hepinizin ensürümantal olarak notalarını çıkarır, solfejik beraber ve solo vuruşlarınızı da…haa! Bakın o zaman nasıl miskin kuzulara dönüyorsunuz

Nis 26

Aşık olmak istiyorum deli gibi,
Mecnun olup,tutulmak yusuf gibi,
Al bu gönlü, götür rüzgar gibi,
Bir güzelin sevdasına düşür beni.

Ekmek derdi hayatımdan çıkıp gitsin,
Güzelin sevdası,kalbimi yakıp geçsin.
Dilimden özlem sözleri akıp gitsin.
Aşkın büyüsü benide çarpıp geçsin.

Hayat sanki çile, bitmek bilmez.
Sanırsın makinayım,pili bitmez.
Sanal aşk gerçegin yerini tutmaz.
Küllenmiş sevda ateşim tütmez.

Sevdigime günlerce aşk şiiri yazayım,
Azıcık görmek için düzeni bozayım.
Eli elimde dag bayır gezeyim,
Aşkın nehrinde bata çıka yüzeyim.

Aşk rüzgarı kuşat beni hava gibi.
Hayallerde geçireyim yaşadıgım günü.
Kırılsın prangalar,hissedeyim seni.
Unuttur bana aşksız geçen dünü.

Nis 26

Her satırı
Mendireğe dizili karabataklara benzeyen
Bir mektup bırakarak
balıkçı koyundan
sisler icinde uzaklaşan kayık gibi
bir sabah usulca ayrıldın
koynumdan

Bütün yolcularını
Boğaz köprüsünün çaldıgı
Araba vapurunun
boş seferleri
gibi yanlızca rüzgâr
gezinir sensiz
yüreğimde

Durgun bir sudur aslında deniz
ki çocukların acemi oltalarını denedikleri
kuytu bir iskelenin
tahtaları altına yazdıgım
ayrılık siirini okudukca
dalgalanır…

Nis 26

şimdi saat sensizliğin ertesi
yıldız dolmuş gökyüzü ay-aydın
avutulmuş çocuklar çoktan sustu
bir ben kaldım tenhasında gecenin
avutulmamış bir ben…

şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim
ki bu yaşlar
utangaç boynunun kolyesi olsun
bu da benden sana
ayrılığın hediyesi olsun

soytarılık etmeden güldürebilmek seni
ekmek çalmadan doyurabilmek
ve haksızlık etmeden doğan güneşe
bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi
mülteci isteklerim oldu ara sıra, biliyorsun..
şimdi iyi niyetlerimi
bir bir yargılayıp asıyorum
bu son olsun be..bu son olsun!
bu da benim sana
ayrılırken mazeretim olsun!

şimdi saat yokluğunun belası
sensiz gelen sabaha günaydın!
işi-gücü olanlar çoktan gitti
bir ben kaldım voltasında sensizliğin
hiç uyumamış bir ben…

şimdi dişlerimi sıkıp
dudaklarıma kanamayı öğrettim
ki bu kızıl damlalar
körpe yanağında bir veda busesi olsun
bu da benden sana
heba edilmiş bir aşkın
son nefesi olsun…

kafamı duvara vurmadan
tanıyabilmek seni
beyninin içindekileri anlayabilmek
ve yitirmeden, yüzündeki anlık tebessümü
bütün saatleri öylece durdurabilmek için
çıldırasıya paraladım kendimi
lanet olsun!
artık sigarayı üç pakete çıkardım günde
olsun be! ne olacaksa olsun!
bu da benim sana
ayrılırken şikayetim olsun

gözyaşım utangaç boynunun inciden kolyesi olsun her damla vefasız teninde bir veda busesi olsun isterim sende ben gibi yan ömrüne hep ağla hep ağla bu benden son dua bu benden ayrılık hediyesi olsun)

Nis 26

Okşarken kalbimi karbeyaz bulutlar,
Duman renkli güvercinler konarken dudağına gökyüzümün,
Afet-i başlattı birden gidişin.

Org melekleri uçuştu
Ellerime dokundu sevda remilli bir cinayet.
Devlet arması koparılmış bir zafer tacı gibi,
küle ve tuza bandın bu sevdayı.

Gidişin gönlümdeki yanardağın patlamasıydı
Ve bir bir eritmesiydi uvuzlarımı…

Perdeler indi,tozlar uçuştu,gözyaşı yağmur oldu
Yandım ateşlerle dondu toprağım
Ve gördüm hasretinle çürüyen günlerimi…

Sürüklendim sonra,tutarak bir atın yelesinden
arasından geçtim insanların,bir gürültüyle
duyan olmadı…..

Dağlara çıktım sonra,
en keskin şarkıları dillendirerek yorgun dudaklarımla,
geçmişi seyrettim gözbebeklerimin içindeki suzişanla..

Parçaladım hücresini yaşamın,
suyu havaya ekledim,ikisini toprağa.
Toprağı dinledim yalınayak aştım koruları
Ama yinede o mutad işaretini bulamadım,vaad ettiğin cennetin.

Çırpınmayı bile unutmuş bir serçe gibi,
Sakladım,sol mememin altındaki cevahir’de,kanatlarımı.
Kadınlığın böyle karşıma dikeldikçe utandım,
Savaşamadım içimdeki yangınla.

Hayatla katlayamadım genç yaşımı,
Yirmimde çarptı beni bu ayrılık firak-ı.

Perdeler çekili,kapılar sürgülü,bahçe duvarları yıkık,
Yazlar,baharlar yokuş aşağı yuvarlandı
Deli bir poyraza döndü hayatım.

Gidişin yanardağın patlamasıydı
Ve bir bir karartmasıydı düşlerimi.

Bizans surları,Osmanlı bedestenleri ve
Hünkar camileriyle,
Aziz İstanbul’da güneşe açık bir pencerem kalmadı.
Pendik sırtlarında yorgun,telaşlı,eskimiş,
solgun ve acılı bir ‘ben’varım şimdi…

Gittiğin bu yerde karanlık bir tomurcuk bıraktın senden arda…
Şimdi gözyaşlarım avuçlarımda bir alev topu.
Oku kadınım,OKU! ! !
Ayırma gözlerini kelimelerden
ve istersen bir günlük doğan bir böcek gibi
düşünme hiç yarını…
Sadece oku ve hisset kelimelere işlediğim kalp yangınımı,
sez sana olan bağlılığımı.

Oku kadınım,OKU! ! !

Yüreğimin yangınını döktüm bu satırlara
Alev alan kağıdı söndürmeye çalıştım gözyaşlarımla,
Şimdi elinde,yarı yanık,yarı yaş bu şiirim
Bin asırlık uzun bir gecenin eseridir…..

Oku kadınım OKU! ! !
Ve artık geri dön.
Çünkü;
Gidişin yüreğimdeki yanardağın patlamasıydı…

Nis 26

Gün ağardı, ne gelen var, ne giden,
Uzaktan görünen, yorgun gemi.
Ağır ağır yanaşmaktadır, limana.
Gökyüzü, darmadağınık.

Birbirine sarılmış, iki aşık.
Bıyığı terlemiş genç bir adam,
Ne git der, ne de kal, genç kadın.
Bakışları, kaldırım kadar soğuk.

İstavritin, hamsiye doyduğu an,
Derinden gelen, kesik, ince hıçkırık,
Alıp götürecek, uzak yerlere,
Sayılı zaman, geçip gider saymadan.

Gün ağardı, vakit tamam.
Dumanı göründü, terkedilişin.
Çizgiler gergin, sözcükler tutsak,
Balyoz iner, yürekleri dağlayan.

Telaş içindedir, tüm yolcular.
Vakit tamam, yelkenler fora.
Yutkunur, düğümlenmiş heceler,
Son uyarı, vaktidir ayrılığın.

Nis 26

Seni bilmem ama ben kararliyim
Su garip sevdadan cayalim gitsin
Bu askta senden cok ben zararliyim
Bir kumar oynadik diyelim gitsin

Icimde bir his var benden pes diyor
Olmayan duadan ümit kes diyor
Madem ki bahtimiz böyle istiyor
Kaderin emrine uyalim gitsin

Seninle burcumuz tutsaydi keske
Aslanlar bir baska yengec bir baska
Yarini olmayan hayirsiz aska
Ayrilik nikahi kiyalim gitsin

Farzet ki bir rüya gördük ikimiz
Gercekte bu hissi tanimadik biz
Böyle bir masali yasamadik biz
Bir varmis bir yokmus sayalim gitsin

Marifet felegin elinden cikmis
Dünyada baska bir terzisi yokmus
Keremi Asliyi narina yakmis
Atesten gömlegi giyelim gitsin

Tiryaki gönlümde olmasin kuskun
Tek sana müptela tek sana düskün
Ardindan bir agit yakalim askin
Adini elveda koyalim gitsin

Nis 26

yalnızlık
hızla alçalan bulutlar
karanlık bir ağırlık
hava ağır toprak ağır yaprak ağır
su tozları yağıyor üstümüze
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
eflatuna çalar puslu lacivert
bir sis kuşattı ormanı
karanlık çöktü denize

yalnızlık
çakmak taşı gibi sert
elmas gibi keskin
ne yana dönsen bir yerin kesilir
fena kan kaybedersin
kapını bir çalan olmadı mı hele
elini bir tutan
bilekleri bembeyaz kuğu boynu
parmakları uzun ve ince
sımsıcak bakışları suç ortağı
kaçamak gülüşleri gizlice

yalnızların en büyük sorunu
tek başına özgürlük ne işe yarayacak
bir türlü çözemedileri bu
ölü bir gezegenin
soğuk tenhalığına
benzemesin diye
özgürlük mutlaka paylaşılacak
suç ortağı bir sevgiyle

Nis 26

Gece yine karanlık yine sensiz
Bu kaçıncı geçen gecemdi sensiz
Yoksun sen ne hayalin ne de bir iz
Böyle bitmemeliydi aşkımız bence

Sen gittin ben bir günde kocadım
Sensiz hiçbir yerde rahat bulmadım
Belki de şimdiden silindi adım
Bilmem sende ağlar mısın her gece

Her ayrılık benim ruhumu yıkar
Sen gidersin ardından canım çıkar
Sanma yıllar geçince şu gönül senden bıkar
Sensiz her an hayat bana işkence

Düşün ben miyim sen misin unutan
Sadece bendim sözlerini tutan
Benden değilse bile Allah�tan utan
Nasıl gideceksin ahrete ölünce

Sen gittin hala kurumadı gözümde yaşım
Sen gittin şimdi başladı gönül savaşım
Sen gitmeyecektin nerdensin yoldaşım
Ben bir kez severim sevince.